DOĞA VE İNSAN
Asırlar
boyunca içinde yaşadığımız ve yaşamak zorunda olduğuz doğa’ya karşı ne kadar
sorumluyuz? Kişi veya toplum olarak üzerimize düşen görevleri yerine
getirebiliyor muyuz?
Sanayi
devrimiyle birlikte makineler insanların yerlerini aldı. Her makinenin
çalışması başka bir kaynağı kullanarak gerçekleştiği için enerji üreten
sistemler kuruldu. Makinelerin artması üretimi artırdı ve çok çeşitli araç ve
gereç’in üretilmesi sağlandı. Tabi ki bu değişik malların üretimi için yine
doğadaki hammaddeler kullanıldı. Yer altı ve yer üstü kaynaklarımız bilinçsizce
tüketildi.
Artık delik
bir ozon tabakasıyla yaşamak zorundayız. Buzullarımız eriyor ama su sıkıntısı
çekiyoruz. Barajlarımız artık dolmuyor. Topraklarımız sanki su zengini bir
ülkeymişiz gibi bilinçsiz bir şekilde sulanıyor. Aşırı sulamadan dolayı
topraklarımızın tuz oranı artıyor ve çölleşme başlıyor. Her yıl Kıbrıs kadar
verimli toprağımız denize karışıyor.
Doğada
hiçbir canlı kendi yaşadığı ortamı kirletmez, aşırı tüketim yaparak dengeyi
bozmaz. Sadece neslini devam etmek içi öldürür. En azından vahşi yaban
hayatında bu böyle. Fakat insanoğlu, aşırı tüketimiyle hem kendine hem de başka
yaşamlara güvenli bir gelecek imkanı tanımıyor. Kesiyor, tüketiyor,
çölleştiriyor, yok ediyor, en önemlisi saygı göstermiyor.
Bazılarınız
soracak bana, peki biz ne yapabiliriz?
Yapacağınız
çok basit:
Okulumuzun
bahçesine çıkın ve doğayı keşfedin şimdi tam zamanı.
Doğa’ya,
yani sizden başka yaşamlara saygı gösterin. Dünyada sizden başka canlıların da
olduğunu ve hayatınızın devamı için onlara muhtaç olduğunuzu unutmayın.
En
önemlisi ise:
Doğan ve
ölen her yakınınız için
AĞAÇ DİKİN
Ama diktiğiniz ağacı hatırlayın !!!
R. Mete SUCUGİL